Çocuklar ve gençler oyun oynamak ve eğlenmek için basketbol oynarlar.Basketbol sahası onlar için kendilerini ifade edebilecekleri,sosyalleşebilecekleri,yeteneklerini sınayabilecekleri bir oyun alanıdır.Yetenekli ya da yeteneksiz, ortak motivasyonları oyun oynamaktan aldıkları zevktir.Bir çok süper yıldız hayatlarını oyun oynayarak kazandıkları için ne kadar şanslı olduklarını sıklıkla dile getirmektedir.
Oysa bir çok anne/baba için basketbol, bir oyundan çok fazlası olabilmektedir.Çocuklarının üzerinde farkında olmadan yarattıkları kazanma baskısı eğlenceyi işkenceye dönüştürebilmektedir.Çocuklarının yeteneğini ve potansiyelini objektif olarak değerlendirmekte zorlanan anne babalar,bazen onları olabileceklerinden çok fazlası olmaya zorlamaktalar.Bazen de yeteneği olmasa da çocukların sadece eğlenmek için spor yapmak isteyecekleri gerçeğini maalesef gözardı etmekte ve "bir şey olmayacaksa" çocuklarını spordan koparmaktalar.Halbuki her çocuğun mutlaka sevdiği ve eğlendiği bir spor branşının parçası olmaya hakkı var.Ülkemizde ne yazık ki bu çok büyük bir eksiklik.Sporda yaygınlık ve amatör katılımı artırmayı bir türlü başaramıyoruz.Bu vizyonu ülkeye getiremiyoruz.Sporun sadece yeteneklilerin alanı olduğunu düşünüyor,yanılıyoruz.Bugün dünyanın bir çok gelişmiş ülkesinde çoğu branşta yüzbinlerce kişi amatör liglerde spor yapmanın tadını çıkarıyor.
Türkiye'de özellikle büyük şehirlerde çocukların düzenli spor yapması gerçekten çok zor.(2 oğluna spor yaptırmak için çırpınan bir anne olarak halen tecrübe ediyorum.)
Eğitim sistemi,trafik,mesafeler,ekonomik zorluklar,çalışan anne babalar,kısıtlı zamanlar, ailelerin çocuklarının sporda kalıcı olabilmesi için insanüstü bir çaba sarfetmesini gerektirmekte.Aileler ister istemez emeklerinin karşılığını alma beklentisi içine girmekteler.Ya da gelecekte çocuğun profesyonelleşmesi beklentisini çok erken yaşlarda baskı olarak onların omuzlarına yüklemekteler.Maçlarda gereksiz bir gerginlik ortamı yaratan bir çok ebeveyne şahit oluyoruz hepimiz.Tribünden sahaya bağıran,hakeme küfreden veliler hiç de az değil.Maçlardan sonra çocuklarını acımasızca eleştiren,antrenör rolüne bürünen veliler oldukça fazla.Eğer çocuğunuz antrenmanda ya da maçta iyi ya da kötü bir şey yaptığında size dönüp bakıyorsa,burada önemli bir sorun var!!
Peki anne baba olarak ne yapmalıyız?
-Basketbolun oyun olduğunu hiç bir zaman unutmayalım.Özellikle de çocuklarımız için.Bırakalım oynasınlar..
-Kendi sorunlarını kendilerinin çözmelerine izin verelim.
-Koçu ve diğer oyuncuları çocuğa kötülemeyelim.
-Kaybetmenin de kazanmak kadar doğal bir sonuç olduğunu öğretelim.
-Yaptıkları hataların sorumluluğunu başkalarına (hakem,koç,takım arkadaşı) atmak yerine, kendi sorumluluklarını taşımaları ve hatalarından ders alarak oyuna devam etmeleri konusunda onları cesaretlendirelim.
-Her antrenman ve maç hayatın mini bir provasıdır.Zaman yönetimi,rol paylaşımı,sorumluluk alma,baskı altında karar verme,kendini sınama,iletişim,kişisel gelişim,takım oyunu,kazanmak,kaybetmek,yeniden başlamak ve daha bir çok kazanım.Basketbol sadece topu çemberden geçirmek değildir:)
-Uyku ve sağlıklı sporcu beslenmesi konusunda üzerimize düşeni yapalım.(Bu konuya da ilerleyen yazılarımda değineceğim)
-Tribünde bir sporcunun anne babasına yakışan şekilde davranalım.
-Çocuklarımzın üzerinde yeterince baskı var.Biz o baskıyı azaltmak zorundayız.
Çocuk sadece çocuk olduğu için hata yapma ve hatalarından öğrenme hakkına sahiptir.Bu gerçek onu ürkütür ve korkarsa baskı altına girer.Sağlıklı gelişemez,mutlu bir çocukluk yaşayamaz.
Yazımı hayranı olduğum efsane basketbolcu Michael Jordan'ın muhteşem sözleriyle bitiriyorum.
"Kariyerim boyunca 9000'den fazla atış kaçırdım.Yaklaşık 300 maç kaybettim.Tam 26 kez maçı kazandıracak atışı yapmak için bana güvenen kişileri hayal kırıklığına uğrattım, atışı kaçırdım ve yenildik.Hayatımda defalarca başarısız oldum.İşte bu yüzden,hatalarım yüzünden sonunda başardım."