29 Ocak 2013 Salı

YILDIZ DOĞULUR MU,OLUNUR MU?

Yetenek keşfi, ya da yetenek seçimi spor dünyasının en önemli soru işaretlerinden birisidir.Kulüpler yeteneği küçük yaşlarda keşfederek, ağacı yaşken eğmek, aileler de çocuklarındaki yeteneği harcanmadan erken dönemde değerlendirmek için çaba harcarlar.Türkiye gibi okullarda sporun çok zor şartlarda yürütüldüğü ya da çoğu zaman hiç olmadığı bir ülkede bu iş daha da zordur.
    Sporda yetenek nedir?Sporda yetenek en basit şekliyle "o spor branşında kişiyi başarıya ve elit seviyeye taşıyacak potansiyel bazı nitelikler taşımasıdır". Bu nitelikler branşa göre farklılaşmaktadır. Basketbol için bile sporcunun oynayabileceği pozisyona göre sahip olması gereken nitelikler değişkenlik göstermektedir.Spor otoritelerinin üzerinde birleştiği bir diğer olgu ise atletik yeteneğin fiziksel,çevresel,zihinsel ve duygusal faktörlerin bütününden oluştuğu gerçeğidir.Bir diğer gerçek de sportif yeteneğin,  atletik mükemmeliğe ulaşmak için hiç bir garanti vaad edememesidir.Sporcu için harcanan tüm kaynaklara ve emeğe rağmen yetenekli olduğu kabul edilen sporcunun 10 yıl sonra kesinlikle en üst düzeyde yarışacağını hiç kimse söyleyemez.
    Yeteneği profesyonel düzeye taşıyan uzun yolda genetik yeteneğin,atletik ve zihinsel kapasitenin,sporcunun içinde yaşadığı aile ve kültürün,antrenman sayısı ve kalitesinin,spor yaptığı çevrenin (kulüp,antrenör,takım) beslenmenin ve hatta şansın dahi etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz.Sporcuyu elit düzeye taşıyacak faktörleri yalnızca "doğuştan yetenek" veya "atletik özellikler"e bağlamak büyük bir yanılgıdır.Çünkü erken yaşta göze çarpan başarılı sporcularda erken fiziksel ve zihinsel gelişim veya erken yaşta antrene edilmek gibi faktörler öne çıkmaktadır.Bir diğer olgu da çocuğun kronolojik ve biyolojik yaşıdır.Yetenek diğerleri içinde "göze çarpan" ya da "bir adım önde olan" sporcu özelliğine indirgenemez.Çünkü kronolojik yaşları aynı olsa bile geç ergenlik dönemine dek çocukların biyolojik ve zihinsel gelişimleri farklıdır..10-12 yaş döneminde özellikle erkek çocuklarda erken gelişime bağlı bu değişkenler performansa direkt etki eder ve özellikle geç ergenlik döneminde gelişimi geriden gelen çocuklar yaşıtlarını yakalarlar.Bu eşitleme döneminde fiziksel ve atletik yetenekler birbirine yaklaşırken,aynı düzeyde antrenman yapan elit sporcuları birbirinden en çok psikolojik ve zihinsel faktörler ayrıştırır.
    İsveç'te tenise yetenekli 12-14 yaş grubu sporcular üzerinde yapılan bir araştırmada yirmili yaşlarına gelen ve elit düzeyde yarışmaya devam eden başarılı sporcuların üç ortak özelliği olduğu görülmüştür.1)Bu sporcular bu süreçte tenis oynamaktan başarısız olan gruba göre daha fazla zevk aldıklarını ifade etmişlerdir.2)Başarılı grup aileleri ve antrenörleri tarafından daha az baskı gördüklerini söylemişlerdir.3)Eğitim ve sosyal hayatlarına devam edebildikleri için tenise daha çok sarıldıklarını ifade etmişlerdir.
    Yeteneğin gelişimi sürecinde özetle en önemli faktörler:
1-Çocuğun diğer çocuklarla karşılaştırılmaması ve kazanma performansından çok gösterdiği sürekli gelişim üzerinde durulması,
2-Her çocuğun bireysel gelişimine özgü çalışma ve dinlenme programı oluşturulması,
3-Çocuğun yaptığı spordan zevk almasının sağlanması,
4-Zihinsel,sosyal,kültürel gelişiminin de atletik ve sportif gelişimi kadar önemsenmesi,
5-Özgüven,motivasyon,coachability( antrene edilebilirlik olarak çevireceğim)uyumlu kişilik,mücadele ve sonuca odaklanma gücü ve kazanan tavır sahibi olmanın bir elit sporcu için vazgeçilmez olduğu gerçeğini kabul etmek ve sporcuyu bu alanlarda da geliştirmek.
6-Sporcu havuzunu(yaş grubundaki sporcu sayısını) geç ergenlik dönemine dek mümkün olduğunca büyük tutmak.
   Doğuştan gelen yeteneği elit sporcuya dönüştürmek uzun,pahalı,zahmetli ve  garantisi olmayan bir süreçtir.Doğuştan yetenekli dahi olsa çocukların beceri düzeylerinin mükemmele yaklaşması için en az 10.000 saatlik bir planlanmış tekrar ve çalışma süreci gerekmektedir.Dikkate alınacak nokta bir çocuğun küçük yaşlarda üstün performans göstermesinden daha ziyade, yaşı büyüdükçe performansının ve gelişim ivmesinin artıyor olmasıdır.Sonraki yazımda basketbolda yetenek seçiminde dikkate alınacak kriterlerden bahsedeceğim.
   
  

4 Kasım 2012 Pazar

SPORCU ANNE BABASI OLMAK

Çocuklar ve gençler oyun oynamak ve eğlenmek için basketbol oynarlar.Basketbol sahası onlar için kendilerini ifade edebilecekleri,sosyalleşebilecekleri,yeteneklerini sınayabilecekleri bir oyun alanıdır.Yetenekli ya da yeteneksiz, ortak motivasyonları oyun oynamaktan aldıkları zevktir.Bir çok süper yıldız hayatlarını oyun oynayarak kazandıkları için ne kadar şanslı olduklarını sıklıkla dile getirmektedir.
Oysa bir çok anne/baba için basketbol, bir oyundan çok fazlası olabilmektedir.Çocuklarının üzerinde farkında olmadan yarattıkları kazanma baskısı eğlenceyi işkenceye dönüştürebilmektedir.Çocuklarının yeteneğini ve potansiyelini objektif olarak değerlendirmekte zorlanan anne babalar,bazen onları olabileceklerinden çok fazlası olmaya zorlamaktalar.Bazen de yeteneği olmasa da çocukların sadece eğlenmek için spor yapmak isteyecekleri gerçeğini maalesef gözardı etmekte ve "bir şey olmayacaksa" çocuklarını spordan koparmaktalar.Halbuki her çocuğun mutlaka sevdiği ve eğlendiği bir spor branşının parçası olmaya hakkı var.Ülkemizde ne yazık ki bu çok büyük bir eksiklik.Sporda yaygınlık ve amatör katılımı artırmayı bir türlü başaramıyoruz.Bu vizyonu ülkeye getiremiyoruz.Sporun sadece yeteneklilerin alanı olduğunu düşünüyor,yanılıyoruz.Bugün dünyanın bir çok gelişmiş ülkesinde çoğu branşta yüzbinlerce kişi amatör liglerde spor yapmanın tadını çıkarıyor.
Türkiye'de özellikle büyük şehirlerde çocukların düzenli spor yapması gerçekten çok zor.(2 oğluna spor yaptırmak için çırpınan bir anne olarak halen tecrübe ediyorum.)
Eğitim sistemi,trafik,mesafeler,ekonomik zorluklar,çalışan anne babalar,kısıtlı zamanlar, ailelerin çocuklarının sporda kalıcı olabilmesi için insanüstü bir çaba sarfetmesini gerektirmekte.Aileler ister istemez emeklerinin karşılığını alma beklentisi içine girmekteler.Ya da gelecekte çocuğun profesyonelleşmesi beklentisini çok erken yaşlarda baskı olarak onların omuzlarına yüklemekteler.Maçlarda gereksiz bir gerginlik ortamı yaratan bir çok ebeveyne şahit oluyoruz hepimiz.Tribünden sahaya bağıran,hakeme küfreden veliler hiç de az değil.Maçlardan sonra çocuklarını acımasızca eleştiren,antrenör rolüne bürünen veliler oldukça fazla.Eğer çocuğunuz antrenmanda ya da maçta iyi ya da kötü bir şey yaptığında size dönüp bakıyorsa,burada önemli bir sorun var!!
Peki anne baba olarak ne yapmalıyız?
-Basketbolun oyun olduğunu hiç bir zaman unutmayalım.Özellikle de çocuklarımız için.Bırakalım oynasınlar..
-Kendi sorunlarını kendilerinin çözmelerine izin verelim.
-Koçu ve diğer oyuncuları çocuğa kötülemeyelim.
-Kaybetmenin de kazanmak kadar doğal bir sonuç olduğunu öğretelim.
-Yaptıkları hataların sorumluluğunu başkalarına (hakem,koç,takım arkadaşı) atmak yerine, kendi sorumluluklarını taşımaları ve hatalarından ders alarak oyuna devam etmeleri konusunda onları cesaretlendirelim.
-Her antrenman ve maç hayatın mini bir provasıdır.Zaman yönetimi,rol paylaşımı,sorumluluk alma,baskı altında karar verme,kendini sınama,iletişim,kişisel gelişim,takım oyunu,kazanmak,kaybetmek,yeniden başlamak ve daha bir çok kazanım.Basketbol sadece topu çemberden geçirmek değildir:)
-Uyku ve sağlıklı sporcu beslenmesi konusunda üzerimize düşeni yapalım.(Bu konuya da ilerleyen yazılarımda değineceğim)
-Tribünde bir sporcunun anne babasına yakışan şekilde davranalım.
-Çocuklarımzın üzerinde yeterince baskı var.Biz o baskıyı azaltmak zorundayız.
Çocuk sadece çocuk olduğu için hata yapma ve hatalarından öğrenme hakkına sahiptir.Bu gerçek onu ürkütür ve korkarsa baskı altına girer.Sağlıklı gelişemez,mutlu bir çocukluk yaşayamaz.
Yazımı hayranı olduğum efsane basketbolcu Michael Jordan'ın muhteşem sözleriyle bitiriyorum.
"Kariyerim boyunca 9000'den fazla atış kaçırdım.Yaklaşık 300 maç kaybettim.Tam 26 kez maçı kazandıracak atışı yapmak için bana güvenen kişileri hayal kırıklığına uğrattım, atışı kaçırdım ve yenildik.Hayatımda defalarca başarısız oldum.İşte bu yüzden,hatalarım yüzünden sonunda başardım."

25 Ekim 2012 Perşembe

Neden "Bırakın Oynasınlar"

Ne yazık ki spora değil skora değer veren bir milletiz..Tabii bunun geçmişten gelen ve güncel bir çok nedeni var.İnsanın var olduğu tüm eğitim ve gelişim yaklaşımlarında "sonuç"tan çok "süreç"e odaklanmaktan söz edilir.Çünkü sonuç doğru planlanmış ve yönetilmiş süreçlerin doğal sonudur.Ve süreç kişiye sonuçtan daha fazla şey öğretir.
Basketbol koçluğu yaptığım dönemde her yaştan çocuğun geldiği basketbol okullarında çalışma fırsatım oldu.Çocuklarını elektronik oyunlardan,sanal dünyadan koparıp getirmeyi başaran velilerin bir çoğundan bir kaç hafta sonra "Hocam bizim oğlandan bir şey olmayacak galiba,devam etmesek mi?" sözlerini duymuşumdur.Ya da çalışma biter bitmez ebeveyninin bitmez tükenmez eleştirilerinden (Niye sen atmadın?O çocuğa gıcık oluyorum,sana hiç pas vermiyor!Koç seni ne kadar az oynattu maçta bugün!Daha çok üçlük!! atmalısın!) bunalan küçücük sporcular eleştiri ve müdahale olmayan,bütün sayılar kendileri atabildikleri,istedikleri kadar oyunda kalabildikleri! sanal dünyalarına geri dönmeyi tercih ederler.
Burayı atlatıp bir sonraki aşamaya geçebilen şanslı ve yetenekli sporcuları farklı bir son bekledğini düşünmeyin:)Minik takımdan itibaren çocuklarınn bir takım sporu yaptığını ve kendilerinin de koç değil anne/baba olduğunu unutan bazı ebeveynler tüm enerjilerini ve zamanlarının önemli bir bölümünü çocuklarının basketboldaki kişisel! başarısına adamaya soyunurlar.Bu başarıya zarar verme potansiyeli olan herkes ve herşeye düşmanlaşırlar.Basketbolu sadece "oyun" zanneden minicik beyinlere ilk düşmanlık tohumları erkenden öğretilir.Basketbol bir kavgadır.Hakemler kötüdür,koç yanlış oyuncuları oynatır,diğer çocuklar başrolde olan kendi çocuklarının yanında birer figürandır.Maç kazanmak ise herşeydir.Hatta zayıf bir rakibi yakalamışsanız onu yüzlü farklar atarak ezmek son derece mübahtır.Bu sonuçtan sonra hep beraber huzurla eve gidilebilir.Empati asla yapılmaz,karşı takımdaki minicik kırık yüreklerin hali hiç umursanmaz.Basketboldan soğumuş olma olasılıkları akla dahi getirilmez.
Lütfen..BIRAKALIM OYNASINLAR..Yetenekli olsun ya da olmasın.Kız veya erkek,tüm çocukların spor yapma,oyun oynama,eğlenme,öğrenme,sporun içinde hayatı prova etme,kazanırken de kaybederken de empati yapabilme fırsatlarını ellerinden almayalım.Onların o minicik beyinlerinde fırtınalar,karmaşalar yaratmayalım.Basketbolu yalnızca sevdikleri için,zevk aldıkları için oynasınlar.Kendi sorunlarını kendileri çözsünler,takım olmayı,takımın bir parçası olarak sorumluluk almayı öğrensinler.
Sevgili anne/babalar,
Lütfen rol karmaşasına neden olmayın.Unutmayın su akar yolunu bulur.Çocuğunuz dışında herkesi suçlamak ona yarardan çok zarar verecektir.Kendi üstlenmesi gereken hataları görememesine neden olacaktır.Unutmayın orası O'nun dünyasıdır.Orada hayatı prova etme şansı bulacaktır.Bu fırsat onu yaşamda güçlü kılacak önemli bir fırsattır.Tabii siz onu elinden almazsanız.
Biz anne babaların bu dünyada hiç yeri yok mu?Tabii ki var..Bunu da diğer bir yazımda anlatacağım.Hepinizin bayramını sevgiyle kutlarım